Samuel Beckett Godot’yu Beklerken isimli ünlü mü ünlü oyunu dışında bir kitabını okuyamadığım bir yazar olmuştu hep. Molloy (ve aslında Üçleme) adını sürekli duyup da bir türlü okumaya cesaret edemediğim kitaplardan biriydi. Nihayet ve iyi ki okuyabildim. Daha önce okuduğum hiçbir […]

CAN’la Bir Sene boyunca okuduğum en zor kitaba geldi sıra. Koca bir seneyi birbirinden güzel kitaplar ve birbirinden harika yazarlar ile geçirmek enfesti doğrusu. Büyülü Dağ bu senenin benim için son kitabı olmasa da iki ciltlik bir kitabın birinci cildi […]

Northanger Manastırı Jane Austen’ın 1798 ve 1803 yılları arasında yazdığı ilk romanı. Gotik türde yazılan roman bir büyüme hikayesini farklı temalarla işliyor. 17 yaşındaki Catherine’in Bath sosyetesine girmesi ve Northanger Manastırı’na gitmesiyle başına gelenleri anlatıyor. Bath popüler bir İngiliz kasabası ve Northanger […]

Dağın Sesi Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Yasunari Kavabata’nın en çok okunan kitaplarından biri. 1968’de Nobel Edebiyat Ödülünü’nü alan ilk Japon yazar olan Yasunari Kavabata dünya çapında hala çok okunan yazarlar arasındaki yerini koruyor. Dağın Sesi’ni okuduktan sonra nedenini çok iyi […]

Şişmanlayamayan Sumocu Eric Emmanuel Schmitt’in yazdığı kısacık bir kitap. 1960 yılında doğmuş, Belçikalı bir yazar olan Eric Emmanuel Schmitt’i ilk kez okuyorum. İlk kez okuduğum bir yazarda ikileme düşmekten nefret etsem de, Şişmanlayamayan Sumocu hakkında oldukça çelişkili hislerim var ne yazık […]

Sunflowers Sheramy Bundrick’in yazdığı, Van Gogh’un son iki senesini anlatan bir roman. Bu zamana kadar Van Gogh hakkında okuduğum kitapların aksine yazar gerçeklerden daha çok bir kurguyla yazmış bu kitabı. Sunflowers aslında bir aşk hikayesi. Zamanının standartlarını aşan ve ne […]

Leaving Van Gogh, Carol Wallace’ın yazdığı Van Gogh hakkındaki iyi romanlardan bir tanesi. Ressamın ölmeden önceki son aylarını detaylı bir şekilde anlatıyor. Karakteri ve resme olan aşkını daha net bir şekilde görürken, depresyonun sebepleri de daha bir anlam kazanıyor. 1890 […]

Third Person, Paul Haggis’in (Crash filminden de hatırlarsınız) yazdığı ve yönettiği, son dönemde izlediğim en iyi filmlerden. Paris, New York ve Roma’da geçen birbirine bağlı üç aşk hikayesini enfes bir şekilde anlatıyor. Filmde bir yazar, birbirinden değişik karakterler ve enfes bir […]