Sabahattin Ali, sen hala yaşıyorsun!

Sabahattin Ali, ölmedin ki sen

Hangimiz Aldırma Gönül ya da Leylim Ley adlı şiirlerini dinleyip de kendimizden bir parça bulmadık ki? Hepimiz biliriz o şiirleri şarkılarıyla. Kim Değirmen‘i okumuş da etkilenmemiş? Kim Kürk Mantolu Madonna’yı, Kuyucaklı Yusuf’u, İçimizdeki Şeytan’ı hatmetmemiş? Romanlarını, öykülerini ve şiirlerini bir şekilde okuyan ya da duyanlar, adını bilmese bile seni içinde yaşattı be Sabahattin Ali. Ölmedin ki sen. Hepimizin Sabah Yıldızı oldun.

Babamın kitaplığında vardı İçimizdeki Şeytan adlı kitabın. Seni hiç tanımıyordum o zaman, tanımam bilmem sanıyordum. Bir köy kahvesinde, televizyonda bir filmde, Sezen Aksu kasetlerinde duyduğumu bilmiyordum ki… Hiçbir beklentim olmadan, aldım elime kitabını. Bırakamadım.

Kitap bittiğinde babama “Ne kadar güzelmiş bu kitap!” demiştim. O da; “Sabahattin Ali o… Mükemmel bir adamdır…” demişti. Ondan sonra, öykülerin ve diğer romanlarınla tanıştım bir bir. Kuyucaklı Yusuf, okuduğum ikinci kitabındı.


Öğretmenlik yaparken şehir şehir, köy köy dolaştığından insanları, Anadolu insanını ve şahit olduklarını güzelim dilinle ne de güzel anlatmıştın. Yine eleştirildin acımasıza birilerine temiz birilerine az temiz dediğin için. Kaldıramadı bir türlü bu ülke seni. Hala da kaldıramadıklarını öldürmeye devam ediyorlar, hiçbir şey değişmedi be Ali.


Gelelim en çok okuyup da hala doyamadığım, her okuduğumda çocuk gibi ağladığım kitabına. Hala içim yanar, hala her düşündüğümde kendimi şu sözleri mırıldanırken bulurum; “Kürk Mantolu Madonna’yı yazan bir insanı hangi eller vurabilir, kim nasıl kıyabilir?”. Anlamak istemediğimden, kabul edemediğimden… Sen daha iyi anlarsın beni.


Her şiirini severim ama Leylim Ley’in yeri ayrıdır bende. Şarkısı tamam da, özellikle açıp bu şiiri okuyan çok az insan vardır eminim. Burada da olmazsa bu şiirin, yazı eksik kalır.

Leylim Ley

Döndüm daldan düşen kuru yaprağa
Seher yeli dağıt beni kır beni
Götür tozlarımı burdan uzağa
Yarin çıplak ayağına sür beni

Aldım sazı çıkmış gurbet görmeye
Dönüp yare geldim yüzüm sürmeye
Ne lüzum var şuna buna sormaya
Senden ayrı ne hal oldum gör beni

Ayın şavkı vurur sazım üstüne
Söz söyleyen yoktur sözüm üstüne
Gel ey hilal kaşlım dizim üstüne
Ay bir yandan sen bir yandan sar beni

Yedi yıldır uğramadım yurduma
Dert ortağı aramadım derdime
Geleceksen bir gün düşüp ardıma
Kula değil yüreğine sor beni

2 Nisan’da kıydılar canına. Aradan kaç sene geçti, hala üzülürüm yılın bu gününe.  Yağmur da yağıyor. Ah Ali ah…

Menüye dön