Birçok yerde sürekli karşıma çıkıyor diye merak saldığım bir kitaptı The Perks of Being a Wallflower. MTV yayınlarından çıkıp da bu derece iyi eleştiriler alması da merakımı iyice perçinledi tabi. Baktım minicik, okumaktan kim zarar görmüş diye başladım… Kitap, oldukça […]

V. S. Naipaul ilginç kişiliği ve saçma sapan sözleriyle son dönemde çokça söz ettirdi kendinden. Hala duymadıysanız şöyle bir şeyler söylemişti sanırım: “Bir yazı okuduğumda, bir iki paragraftan sonra bu yazının bir erkek mi yoksa bir kadın tarafından mı yazıldığını […]

John Berger’den ilk olarak Görme Biçimleri adlı kitabı okumuştum. Kitabı o kadar çok sevmiştim ki artık ne yazarsa yazsın muhakkak seveceğim düşüncesine kapılmıştım. Yanıldığımı G. adlı kitabıyla çok daha iyi anladım. Büyük umutlarla edindiğim her kitap gibi G. da beklentilerimi karşılayamadı. […]

Murakami okumayacağım diye kendimi durdurmaya çalışmaktan sıkılıp, After Dark adlı kitabını alıp koltuğa gömüldüğümü hatırlıyorum. Kitap bittiğinde acıktığımı fark edip noodle söylemiştim ki zaten akşam olmuşmuş. Kitliyor işte adam, bırakamıyorsunuz. Hemen o fantastik dünyasına sürüklüyor insanı. Murakami hakkında o kadar […]

Seviyorum dillerle ilgilenmeyi. Tabi benimki ilgilenmekten öteye geçemeyen bir durum, elime bir şey geçerse hemen okuyorum ama fazlası çok gelemiyor. In the Land of Invented Languages, tam da benim aradığım cinstenmiş şansıma. Fazlasıyla eğlenceli bir kitap! Kabaca tabiriyle insanların (özellikle, […]

Emily Mandel adlı yazarı daha önce hiç duymamıştım. iPad’e manyakça yüklediğim kitaplar arasında kapağı dikkatimi çekti. Biraz inceledim, dili hiç de fena gelmeyince biraz da duymadığım yazarları okumanın iyi olacağına karar verdim. İyi bir karar oldu, hiç de fena değildi. […]