Tim O’Brien – Taşıdıkları Şeyler

Tim O'Brien
Tim O’Brien’ın Vietnam Savaşı esnasında çekilen bir fotoğrafı

Tim O’Brien bu zamana kadar okuduğum en iyi savaş romanı yazarı. Taşıdıkları Şeyler ise bu zamana kadar okuduğum en iyi savaş romanı. Savaşın ne kadar korkunç bir şey olduğunu anlatabilen, insanı oturduğu yerde bolca rahatsız eden en iyi savaş romanı da diyebilirim.

Beni rahatsız eden kitapları her zaman sevmişimdir. Özelikle okurken ara vermek zorunda kaldıklarım, okuduklarımın ağırlığıyla ezildiklerim çoğu zaman aklımdan çıkmazlar. Söz konusu savaş romanları olunca zaten başıma gelecekleri en başından biliyorum. Yazar iyi bir yazarsa şayet, savaşın saçmalığını ve zalimliğini iliklerinize kadar hissedebiliyorsunuz. Yazının en başında da belirttiğim gibi Tim O’Brien bu zamana kadar okuduğum en iyi savaş romanı yazarı.

Deniz, kum ve güneş üçlüsüyle Ayvalık’ta keyif yaparken, başıma geleceklerden habersiz bir şekilde okumaya başladım Taşıdıkları Şeyler’i (The Things They Carried). Beni bir anda güzelim sahilden alıp, Vietnam’a savaşın ortasına attığında ise bu harika kitabın tüm karakterleriyle duygusal bağlar oluşturmuştum bile. Öldüklerinde ise kitaba ara verip, Vietnam’dan kaçmaya çalıştım. Tim O’Brien’in Vietnam’da savaştığını öğrendikten sonra ve kitaptaki öykülerin tamamen uydurulmayıp, gerçeklikler taşıdıklarını gördüğümde de kitap bambaşka bir anlam kazandı tabi. Kesinlikle çok etkileyici, okunması zorunlu olması gereken bir kitap bu. Rahatsızca okuyun, ama okuyun!

Kitabın tanıtım yazısı aşağıda, almak için de buraya: Tim O’Brien – Taşıdıkları Şeyler. Çevirisinin de şahane olduğunu belirtmem gerek. Avi Pardo gerçekten harika bir çevirmen.

“Savaşta olumlu hiçbir şey yoktu, ne düş, ne görkem, ne onur; onursuzluğun yüz kızarıklığı olmasın yeter ki. Utançtan ölmemek için ölürlerdi. Sürünerek tünellere girerler, ateş altında ilerlemeye devam ederlerdi. Her sabah, bütün belirsizliğe rağmen, bacaklarını harekete zorlarlardı. Dayanırlardı. Sırtlamayı sürdürürlerdi.
O kadar kolaydı, gerçekten. Kendini yere bırak, kaslarının gevşemesine izin ver, konuşma ve kankaların seni, yerden kalkıp havalandıktan sonra burnunu indirip ileri atılarak uzağa, dünyaya götürecek helikoptere yükleyinceye kadar hiç kımıldama. Kendini yere atmaya bakardı, ama kimse yere atmazdı kendini. Cesaret değildi tam olarak; amaç kahramanlık değildi.
Korkak olamayacak kadar korkmalarıydı nedeni daha çok.”

Menüye dön