The Foxes Come at Night – Cees Nooteboom

The Foxes Come at Night, Cees Nooteboom’un Mokusei!’den sonra okuduğum ikinci kitabı oldu. Mokusei! o kadar çok sevdiğim bir kitap olmuştu ki aynı tadı bu kitapta da bulacağımı sandım ancak ne yazık ki yazarın öykülerini Mokusei! kadar sevemedim. Sevemedim diyorum ama yine de Nooteboom iyi bir yazar ve ben bu kitabı sanırım fazlasıyla erken okudum. Biraz daha yaşlandığımda, biraz daha ölümle ve yalnızlıkla iç içe olduğumda okuduğumda fikrim değişecek eminim.

The Foxes Come at Night Akdeniz’deki adalarda geçen kısa kısa öykülerden oluşuyor. Bu öykülerde yalnızlık ve ölüm hep ön planda. Hep kaybedilen arkadaş ya da sevgililer ve buram buram bir yalnızlık ve bireysellik var öykülerde. Yalnızlık ve adaların o güzelim hissi beni kendine çektiyse de sevilen birinin kaybı gibi ağır bir konunun üst üste işlenmesi beni fazlasıyla yordu diyebilirim. Belki öyküleri üst üste okumak yerine zamana yaysaydım farklı bir gözle bakabilirdim ama huyum kurusun, kendimi durduramadım. Siz yine de bu yazar özelinde beni dinlemeyin ve dilimize çevrilmiş diğer kitaplarına bir göz atın derim. Hollada’nın en ünlü yazarlarından biri olan Nooteboom kanımca okunması gereken yazarlardan. Keyifle!

The Foxes Come at Night - Cees Nooteboom

Quercus’tan çıkan kitabın tanıtım yazısı aşağıda, almak için de buraya: The Foxes Come at Night – Cees Nooteboom

Set in the cities and islands of the Mediterranean, and linked thematically, the eight stories in The Foxes Come At Night read more like a novel, a meditation on memory, life and death. Their protagonists collect and reconstruct fragments of lives lived intensely, and now lost, crystallized in memory or in the detail of a photograph. In ‘Paula’, the narrator evokes the mysterious, brief life of a woman he once loved; in ‘Paula II’, the same woman is aware of the man thinking of her. No longer a body, she is slowly fading into the distance, remembering the time they spent together, and his fear of the black night when the foxes appear. And yet the tone of these stories is far from pessimistic: it seems that death is nothing to be afraid of.

Nooteboom is a superb stylist who observes the world with a combination of melancholy and astonishment. These stories are textured with humour, pathos and vast knowledge, the hallmarks of this outstanding and highly respected European writer.

Menüye dön