Kitap kulübümüzün bir seçimi olan Limonlu Pastanın Sıradışı Hüznü adlı kitabı üyelerden ilk ben okudum ve toplantımızda da hemen listeden kaldırdım. Bu kitabı kimse okumasın, hiç kimse! Bazen yayınevleri kitapları okumadan “aman bas gitsin, kapağını güzel yaparız olur biter” diye basıyorsa, […]

Öykü severlerin ellerinden düşüremeyeceği bir dergi buldum. Dünyanın Öyküsü! Hazır yaz da gelmişken, parklarda, kafelerde, en güzeli de balkonda taze demlenmiş bir çay ile keyifle okuyacağınız bir dergi bu. İki ayda bir çıkan dergi, öyküleriyle ve dosya konularıyla dolu dolu. […]

Saplantı adlı roman Cenk Kayakuş‘un ikinci romanı. Yazar oldukça genç, 1986 doğumlu ve dijital reklam alanında çalışıyor. Kitap genelde okuduğum türden bir kitap değil görebileceğiniz gibi. Bu aralar kendimi farklı şeyler okumaya itiyorum bol bol. Bu kitabı da tanıtım videosunu […]

Anton Çehov, Kabuğuna Sinmiş Adam ile edebiyatın ne kadar enfes bir şey olduğunu tekrar hatırlattı bana. Bazen öyle bir kitap okursunuz ki hayatın yükü birden hafifleyiverir, kendinizi hiç olmadığınız kadar iyi hissedersiniz. İnsanın içini kurcalayan ancak etrafına bir türlü anlatamadığı […]

Genelde okumadığım bir tür olan Ulviye Alpay‘ın Şarap Kadın adlı romanı, biraz önyargısız okuyunca aslında hiç de fena değildi. Tam bir yaz ayı kitabı oluşu ve neredeyse hiç okumadığım Türk bir yazar okumanın verdiği değişiklik de hoş oldu. Şarap Kadın, […]

Nobel ödüllü yazar Heinrich Böll‘ün ilk romanı Trenin Tam Saatiydi, kısacık bir roman ama bıraktığı etki uzunca sürüyor. İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ertesinde yazdığı bu kitap ile Böll, savaşı bir er gözünden oldukça çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Kendisi de geride […]

Kitap kulübümün bu seneki seçimlerinden biri de Jorge Luis Borges‘in Ficciones Hayaller ve Hikayeler adlı kitabı oldu. Neden bilmiyorum uzun zamandır Jorge Luis Borges’i erteliyordum. Sanki hiçbir kitabının hakkını veremeyecekmişim gibi hissediyordum önyargının dibine vurmuş bir şekilde. Gel gör ki ilk denememde […]