Hasan Ali Toptaş – Heba

Hasan Ali Toptaş’ın Heba’sını bitirir bitirmez sizinle paylaşmak istedim. Çok severim Hasan Ali Toptaş’ı. Hatta severek okuduğum nadir Türk yazarlardandır. Heba adlı kitabı çıktığında da hemen gidip aldım. Hızlıca okuyamadım bu sefer. Bu kitap öyle kendini hemen okutmuyor, sizin de yavaş yavaş ilerlemenizi, nefeslerinizi ona göre ayarlamanızı istiyor. İyi de ediyor hani, kitap gibi kitap okuduğunu anlıyor insan.

Hasan Ali Toptaş HebaHeba Hasan Ali Toptaş’ın bu zamana kadar en sevdiğim kitabı oldu. Karakterlerinin hepsine teker teker aşık oldum. Ziya ile şehirden kaçtım, Kenan ile köy kahvelerinde çay içtim bir güzel, Binnaz Hanım’da (neden bilmem) kendimi gördüm. Bir kitabın içinde kaybolup gitmemişim uzun zamandır, Heba’yı okuyunca farkettim. Okurken bir anda dış dünyaya dönünce bir iki saniyelik şaşkınlıklar da yaşadım hatta. Sanırım en güzeli de buydu.

Mutlaka okuyun bu kitabı. Hasan Ali Toptaş okuyorsanız zaten okuyacaksınızdır da bu zamana kadar okumadıysanız Heba’yı okuduktan sonra tüm kitaplarını okumak isteyeceksiniz emin olun.

Heba – Hasan Ali Toptaş from iletişim yayınları on Vimeo.

Hasan Ali Toptaş’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan kitabı Heba’nın tanıtım yazısı aşağıda. Almak için de buraya. Keyifle, doya doya okuyun!

“İnceldiğinde, çeşitli sebeplerle delindiği de olur uykunun. Ne bileyim, bazen zihnimizdeki sivri uçlu bir hatıra deler onu; bazen henüz hazmedemediğimiz bir sözün acısı, bazen kolu bacağı aklımızın dışında kalan bir düşünce yahut bir duygu, bazen de etrafımızda olup biten, bizim fark edemediğimiz meçhul bir şey deler. İşte o vakit delinen yerden içerisi görünmez ama dışarısı görünür. Hakikat oradan gerçekte olduğu gibi görünmez tabii; uykunun sisi yüzünden, kendisinin biraz berisinde yahut gerisinde görünür.”

Sise benzemeyen tuhaf bir sisin içindeydi şehir. On dokuzuncu katın hizasında ben gerçeğim diyen bir güvercin kanat çırpıyordu. Binnaz Hanım’ın tombul elleri vardı. Ucu bucağı görünmeyen bir boşluğa düştü Ziya. Hışır hışır öten naylon şeritler. Te ilerde Suriye! Kaldır başını! Huoop! Yüzü çilli bir çocukluk. Efil efil tüten bir pişmanlık. Hiç işte, hiç bir şey olmadı. “Şikâyetçi misin” “Değilim Komutanım”. Kolonya, limontuzu ve su. Bakma öyle karanlıkta Mensur. Aynalı kahve. Güzel Nefise. Kim o uzaktaki adam? Tufana emanet bir dünya.Her kötülük, bir iyiliğin içine akıyor işte.

Heba, göz gözü görmez insafsızlığın, doğruya benzemeye muvaffak olan yalanın, utanmazlığın, linçin, kıstırılmışlığın romanı. Edebiyatın kirişlerini çatlatan büyük bir yazardan yalnızlığın, pişmanlığın, askerliğin, heder olmuş bir ömrün romanı. İpek kadar yumuşak ve ipek kadar sağlam.

Sadık okurları için yeni keşifler sunacak, yeni tanışanları sadık okurlara dönüştürecek bir Hasan Ali Toptaş romanı…

Menüye dön