Sahipler A. S. Byatt’ın Bülbülün Gözündeki Cin ve Matisse Öyküleri‘nden sonra okuduğum üçüncü romanı oldu ve kesinlikle sonuncusu da olmayacak. 7oo küsür sayfalık bu romandan sonra açıkça belirtmem gerekir ki Byatt inanılmaz bir yazar. Bundan sonra da yazarın yazdığı her […]

Tango’dan Taliban’a Aydın Engin’in Ben Frankfurt’ta Şoförken adlı kitabından sonra okuduğum ikinci kitabı oldu. Tahmin edebileceğiniz gibi bu kitabından sonra Aydın Engin’i kat kat daha çok sevdim. Arjantin’de başlayıp Afganistan’da sonlanan bu gezi yazıları kitabında Aydın Engin, yaşadıklarını çok hoş […]

Bedende Yazılı, Jeanette Winterson’ın okuduğum ilk kitabı olsa da, yıllar yıllar önce üniversitede öğrencisiyle yasak bir ilişki yaşayan öğretmenimiz bize yazarın başka bir kitabını okutmaya çalışmıştı. Çalışmıştı diyorum çünkü kitapla kendisi dışında kimse ilgilenmeyince projeyi rafa kaldırmıştı. Mezun olduktan sonra […]

A Gentleman in Moscow kitap kulübümün bu ayki seçimi oldu. Bu ayın ülkesi Amerika olduğundan kitabı seçecek olan üye The New York Times’a bir göz atmış ve bu kitabın aldığı iyi yorumları görünce de bu kitapta karar kılmış. Amor Towles […]

Likör Hikayeleri adlı kitapla, kitabın sahibi sevgili Reyhan Yaman sayesinde pek hoş bir tesadüf ile tanıştım. Yıllardır neredeyse her yazımı Ayvalık’ta geçiriyorum (hatta gelin şu yazılara tekrar bakalım: Rakı, Balık, Ayvalık!, Ayvali, Ayvalık Restoranları) ve sayemde eşim de bir Ayvalık […]

Öyle Şeyler Ki, Amy Leach’in birbirinden ilginç denemelerinden oluşan küçücük ama etkisi kocaman bir kitap. Bir kurgusu olan ve karakterleri oturmuş, yerli yerinde bir roman arıyorsanız bu denemeler pek hoşunuza gitmeyebilir ancak bir iki sayfada koca bir öykü canlandırmak istiyorsanız […]

Sohbetin Bahanesi Kahve, bol kahve ve bol keyifle okuduğum kitaplardan biri oldu. Zaten Deniz Gürsoy ne yazsa çok severek okuyorum ama özellikle bu güzelim kitabı neden bilmem daha çok sevdim. Kahvenin kültürümüzdeki ve dünyadaki yerini enfes bir şekilde anlatmasının yanı […]

The Red Notebook, kitap kulübümün gerçekten çok ağır kitaplardan sonra seçtiği, hafif mi hafif, hayli sevimli bir kitap oldu. Antoine Laurain’i ne yazık ki daha önce hiç duymamıştım ancak yazar ülkesi Fransa’da ve çevrildiği ülkelerde belirli bir popülariteye sahip. Dilimize de […]