Alan Glynn’in The Dark Fields adlı romanından uyarlanan Limitless, bu aralar izlediğim en eğlenceli ve izlenilesi filmlerden. Tabii kitabın adı da filmle birlikte Limitless olarak değiştirildi, bulmak isterseniz bilginize. Başrolde, bu zamana kadar romantik komedilerde harika gülüşüyle çok can yakmış Bradley […]

Fantastik kitaplarla aram pek iyi değil. İyi değil çünkü okumaya başlarsam bırakamayacağım gibi geliyor. Korkuyorum o büyülü dünyaya girmeye. Yine de, bu durum beni en iyi fantastik kitaplar aramalarından alıkoymadı elbette. Hangi siteye baktıysam, hangi forumu incelediysem hepsinde birinci sırada […]

Murakami’nin Norwegian Wood adlı kitabını okuyalı uzun zaman olsa da karakterlerin her biri aklımda hala. Her Murakami kitabı gibi içime işlemişti bu kitap da.. ve sonunda sinemada! Oyuncuları, senaristi ve yönetmeni bilmesem de -ama siz ayrıntıları burada bıgbıglayabilirsiniz- Murakami aşkımdan […]

Bu şarkıyı Miles Davis’e hayran olan her insan gibi her zaman çok sevdim ancak, The Talented Mr. Ripley filminde Matt Damon’dan duyunca aşık olduğumu anladım. Matt Damon, edebiyatçıların eline veren mühendis yazarlar kıvamında Ella Fitzgerald, Julie London, Chet Baker ve […]

Birkaç ay önce, sevgilinin tesafüden indirdiği ve benim de “Aaa! Bunda Daniel Craig oynuyor!” diye büyük bir coşkuyla izlediğim bu film, hala hatırımda. Konusuyla, oyuncularıyla ve özellikle müziğiyle inanılmaz, bir filmden beklediğim her şeyi en mükemmel şekliyle sunuyor, üstüne bir […]

Bu aralar, sevgiliyle tek derdimiz Lie to Me adlı dizi oldu. İş güç hak getire, sabahlara kadar izliyoruz. Neyseki tüm bölümleri bitirdik de hayata geri dönebildik. Kitap okuyamamamın, sürekli İngiliz aksanı düşünmemin tek nedeni. Şiddetle ve arsızca, izleyin, izleyin, izleyin! […]

Robert Harris‘in The Ghost adlı romanından uyarlanan The Ghost Writer, sakin sakin izlenebilen ve merakı hep ayakta tutan bir film. Oyuncuları ve mekanları açısından da gözlere şenlik niteliğinde. Ara ara filmden kopup, bu evin mimarı kim, o nasıl güzel koltuk, […]

Korku filmlerini sevmem, izlemem, izlettirmem. Dünya zaten yeteri kadar korkunç bir yer olduğundan bir de, iki saatlik sinema sanatı keyfimi korkarak harcayamam. Zevk meselesi elbette. Korkmaktan ya da sapıkça şeylerden hoşlanan sapıkça insanlar da mevcut, neden olmasın? Neyse! Shutter Island filmini […]

The Fall uzun zamandır görmekten sıkıldığım her şeyi bir kenara atmış ve sadece güzellikler yaratmış bir film. Güzel kadınlar, pahalı markalar, zengin erkekler, canlı bir şehir, boş bir senaryo ve kötü oyunculuk… Amerikan sinemasının kokuşmuş ve boş gözlerle izlediğimiz filmlerinden kaçamadığımız zamanımızda “The Fall” […]