Fil, Raymond Carver’ın okuduğum dördüncü öykü kitabı ve aslını isterseniz yüzlerce daha okusam yazara doyamayacağım. Bana öyküleri gerçekten sevdiren nadir yazarlardan olduğundan bendeki yeri çok ayrı ve ara sıra dönüp dönüp birkaç öyküsünü tekrar okuyorum. Her yeni kitabında da farklı […]

The Foxes Come at Night, Cees Nooteboom’un Mokusei!’den sonra okuduğum ikinci kitabı oldu. Mokusei! o kadar çok sevdiğim bir kitap olmuştu ki aynı tadı bu kitapta da bulacağımı sandım ancak ne yazık ki yazarın öykülerini Mokusei! kadar sevemedim. Sevemedim diyorum ama […]

Hemingway’in Kadınları Londra’da güzelim bir charity shop’ta bulduğum ve hemen okunacaklara attığım bir kitaptı. Açıkçası Paula McLain’in Paris’teki Eş adlı kitabından sonra Hemingway’in eşleri hakkında bir şeyler okumaya gücüm var mıydı ona bile emin değildim. Geçtiğimiz günlerde eşimden benim için […]

Doğu Ekspresinde Cinayet şu sıralar kimsenin dilinden düşmediğinden hemen dikkatimi çekti. Elbette kitabın tekrar gündeme gelmesi, kitaptan uyarlanan ve gerçekten muhteşem bir oyuncu kadrosuna sahip olan filmden kaynaklanıyor. Hazır film henüz herkes tarafından izlenmemişken hemen kitabı okuyayım da spoiler olacaksa […]

Aşk ve Gurur, Jane Austen’ın en çok okunan ve gördüğüm kadarıyla en çok sevilen kitabı. Austen en çok sevdiği kitabının Emma olduğunu belirtmiş olsa da genel olarak okur kitlesi ona pek katılmıyor gibi görünüyor. Ben de daha önce sadece Emma […]

Tiffany’de Kahvaltı Capote’nin yıllar sonra okuduğum üçüncü kitabı oldu. Soğukkanlılıkla ve Bir Noel Anısı adlı kitaplarını çok çok eskiden okuduğumdan ne yazık ki ikisini de hatırlamıyorum. Ancak Tiffany’de Kahvaltı yazarın en çok sevdiğim kitabı oldu diyebilirim. Filmi yıllarca izlememek için […]

Çilingir Sofrasında Rakı, ömrüm boyunca ağzım sulana sulana okuduğum tek kitap oldu. Deniz Gürsoy’un Çilingir Sofrasında Rakı Mezeleri adlı kitabına kadar da böyle kalacağına eminim. Her rakı severin kitaplığında bulunması gereken, müthiş bir kitap var karşınızda. A post shared by […]

The Handmaiden son dönemde izlediğim en iyi film oldu. Hatta o kadar iyi bir filmdi ki film bittikten sonra etkisinden bir türlü kurtulamadım. Sonunda kendimi parklara bahçelere atmak zorunda kaldım. Gerçi bir taraftan da filmin o güzelim atmosferinden kaçmak istemediğimi, […]